Şirket-i Hayriye'nin ilk zamanlarında, iskelelere gelenler, marka alıp vapura öyle girerlerdi. Gişe usulü olmadığı için biletler vapurda alınırdı. Vapurdaki biletçi marka ile parayı alır, kutusundaki desteler halindeki biletlerden kopartıp yolcuya verirdi. Bu biletlerde iskele adı yazılı değildi. 1881 yılında ise iskelelerde gişeler açıldı, 1902'de de uzun, dikdörtgen mukavva biletler çıkartıldı. Bu biletler, Galata'da Manukyan matbaasında bastırılmıştı. Böylece marka usulü kaldırılmış, bilet kontrolü kolaylaşmış oldu. 1905 yılından itibaren de, abonman ve gidiş-dönüş biletlerinde indirim sağlandı.
Vapur biletleriyle ilgili bir diğer özellik, önceleri Kadıköy ve Ada vapurlarında başlatılan birinci ve ikinci mevki bilet satışlarıydı. Lüks mevkide yolculuk yapmak isteyenler, dolaşarak fark bileti kesen memurdan lüks bileti almak zorundalardı. Bindikleri iskeleden bilet alarak vapura giren yolcuların biletleri, içerde görev yapan biletçiler tarafından zımbalanarak iptal edilirdi. Sonra bu biletler, çıkılan iskelenin kapısındaki memurlar tarafından tek tek elle toplanırdı. Şu ya da bu nedenle biletsiz binmiş yolcular, çıkışta cezalı bilet almak zorunda kalırdı. Kapıdaki memurlar, biletsiz yolcuları gördüler mi, elleri dolu olduğundan kendileri bilet kesemezler, içerdeki arkadaşlarına “tahsil!” diye seslenirlerdi. Koşup gelen biletçi, cezalı bileti oracıkta kesiverirdi.
